
Kaleci ile “Merhaba”
Adam komşu kabilenin bölgesine girince bir hareketlenme oldu. Şaşırdı düşmanları. Komşu demek, düşman demekti çünkü. Ve düşmanın arasına böyle yapayalnız, böyle savunmasız girilmezdi.
Hemen toplandı komşuları, yani düşmanları. Oklar çekildi. baltalar, sopalar kaldırıldı.
Ama aralarından biri, durdurdu onları. Bu adamın orada ne aradığını merak etti.
- Dostluk ve barış, dedi adam.
- Neden?
- Neden savaşıyoruz ki? Ne için, kim için?
Elini uzattı önce. Silah tutmadığını, elinin boş olduğunu gösterdi. Karşısındaki de silahını bırakıp elini uzattı. Konuğun eliyle birleştirdi elini. Sonra, adamın üzerinde silah olmadığına emin olmak için, belini, sırtını, omuzlarını kontrol etti.
Oturup konuşmaya başladılar. Uzun uzun anlattılar. Boğazları kurudu. Ev sahibinin söylediği kahveyi içtiler. Nasıl yaşamak istediklerini konuştular. Birbirlerinden ne istediklerini. Etrafta herkese yetecek kadar yiyecek olduğu konusunda birbirlerini onayladılar. Ekilecek toprak da çoktu. Aralarındaki dereden geçen ve ancak küçük bir kısmını kullandıkları suyu paylaşmanın en doğrusu olduğunda anlaştırlar.
Anlaştılar. Artık kabileleri barış içinde yaşayacaktı. O günün anısına bir sözcük icat etmeyi düşündüler.
- Geniş ve mamur yere geldiniz, dostluk getirdiniz, rahat ediniz, anlamında olsun dedi ev sahibi.
- Evet, dedi adam. Silahsız geldim, dost olarak geldim anlamına da gelsin.
- ‘Merhaba’ olsun bu kelime.
- Merhaba
Her karşılaştıklarında ve her vedalaşmalarında, o gün başlarken yaptıkları hareketlerle ellerini birleştirerek, bellerini, sırtlarını, omuzlarını yoklayarak selamlaşmaya karar verdiler. Tokalaştılar, kucaklaştılar.
Yüzyıllar, binyıllar geçti. Onların istediği gibi olmadı hayat. Ama “Merhaba” diyenler hiç eksik olmadı bu dünyada
***
Bir gün, futbol diye bir oyun icat etti insanlar. Hem bir takım oyunuydu, hem de bir kişinin önemi çok büyük olabiliyordu. Güçlü olmak gerektiği gibi, yetenekli olmak da gerekiyordu. Oynaması çok güzeldi bu sporu. Seyretmesi bir başka güzeldi.
Ama, “Merhaba”yı sevmeyenler, buraya da çomak soktular. En büyük amaç kazanmak olsun istediler. Düşmanı alt etmek için, sahada ve saha dışında çeşitli yöntemler geliştirilen bir oyuna dönüştürmeye başladılar.
Durmadan başarı kavramına dikkat çektiler. Başarılı olma hevesini körüklediler. Bu sayede, başarıya ulaşmak isteyenlerin nasıl birer insan olmaları gerektiğini de belirleme gücünü elde ettiler.
Kurallar icat ettiler.
Kaleye 18 metre mesafenin anlaşılması için sahaya çizgiler çizdiler önce. Kalecinin elle topu tutabileceği alan konusunda anlaşmazlık olmasın, diye açıkladılar bunu.
Kaleci, “Merhaba”yı yaratan o adamın, kuşaklar sonrasında yaşayan torunuydu. İtiraz etti:
- Kalenin tahminen iki buçuk katı kadar mesafedeysem elle tutarım. Daha fazla uzaklaşamam kaleden. Bir iki metre için zaten tartışacak değiliz. Ne fark eder?
- Olsun dediler. Haksızlık olmasın. Kazanmak önemli.
Onu ikna etmek için, her maça başlamadan önce, rakip futbolcuların birbirine “Merhaba” demesi kuralını da getirdiler.
Sonra bu alan içinde bilerek yapılan kural dışı davranışın penaltı ile cezalandırılması kuralını icat ettiler.
Kaleci yine karşı çıktı. Bunu futbolculara bir hakaret kabul etti. Bir de arkadaşlarında gittikçe artan hırsın daha da çoğalacağından endişelendi. Çünkü, hile yapmayı, bilerek kural dışı davranmayı, dalavereyi sıradanlaştıran, kabullenen bir kuraldı bu.
- Bir sporcu, bilerek kural dışı davranmaz!
Ama sözünü dinletemedi. Kural kondu.
Kabullenmedi kaleci bunu. İlk penaltı sırasında, kalesini terk ederek yanda bekledi. Bunun üzerine, penaltı vuruşu sırasında kalecinin kale çizgisi üzerinde bulunması kuralını icat ettiler.
Bu sefer de, tam atış yapılacağı zaman, kale direklerinden birine doğru yönelip kaleyi açarak gösterdi protestosunu. Top hareket etmeden kalecinin hareket etmemesi kuralı getirildi.
Onu destekleyen rakip oyuncular da vardı. Çizgi üzerinde ve hareket etmeden atışı beklemek zorunda olan kalecinin rakibi, topa vurmak üzere koşup geldi ama tam atış yapacağı sırada durdu. Ve yavaşça ittirdi topu.
Kararlıydı kuralları icat edenler. Önce penaltı kullanacak oyuncunun tek harekette topa vurmasına karar verdiler. Ama yavaşça vurmasını engelleyemedikleri için, bu kez de bir serbestlik kuralı icat ettiler. Penaltı kullanan oyuncu topa dokunduğu anda, oyunun yeniden başlamasına, bütün futbolcuların koşarak topa vurabilmesine karar verdiler. Nasılsa boşta kalan topu kaleye gönderecek gönüllüler vardı.
Ve “Merhaba”yı yaratan adamın torunu futbolu bıraktı.
Ama, en beklenmedik anlarda duyulan içten selamını bırakmadı.
“Merhaba!”





