
Sorular / Deneme / Aynur Özcan
Çoktan ve çokluk tarafından seçilmemiş sorular ya da yaşam sorulardan mı ibarettir ki acaba?
Biz mi abartıyoruz? Aslında takacak, üzülecek fazla bir şey yok da kafamızda kendimiz mi büyütüyoruz? Sürekli soru sormaya alışkın kafamızla kılı kırk mı yarıyoruz? Şöyle etrafa baktığımızda gördüklerimiz bambaşka mı? Ne görüyoruz mesela?
Yolda yürürken karşıya geçmek istediğimizde bize (yaya) göre değil de araçlara göre düzenlenmiş bir trafik düzeni (-sizliği) mi? Kazara bir araç çarpsa oracıkta kalabilecek olmamızdan duyduğumuz tedirginliği mi? Onca artan araç sayısına bir yenisini eklemek yerine doğa ve sağlık dostu bisikleti kullanmanın önemini mi? Bisikleti sevsek de nerede ve nasıl kullanabileceğimizi mi? Trafiğe çıkıp hızla giden metal bir araca çarpıp tuzla buz olması olasılığının ne olduğunu mu? Bu doğa dostumuzu ölümü göze alacak kadar sevmeyi mi?
Dişimiz ağrıyıp hastaneye gittiğimizde çekilen röntgen üç kez tekrarlandığında çekenin insani hatası mı ya da daha çok işlem gösterip dönerden daha fazla para alma isteğinin mi olduğunu? Düşen dolgumuz için özel olmayan bir diş sağlığı merkezine gittiğimizde kısa sürede dolgunun gene düşmesini mi? Tekrar dolgudan ve daha sonra dişten olmamak için özelin yolunu tutup fiyat sorduğumuzda bilgi verilemeyeceği gerçeğinin buz gibi yüzümüze çarpmasını mı? Dişçi koltuğuna oturduğumuzda bir yandan acaba cebimizdeki para, biçilecek fiyata yetişir mi sorusunu mu?
İşteysek ve yandaş sendikaya üye değilsek ne şekilde horlanacağımızı mı? Verdiğimiz emeklerin ne işe yarayacağı ya da yok sayılıp sayılmayacağını mı? Kimin neye ve kime göre değer verdiğini mi? Bizim neye değer verip nasıl konumlanacağımızı mı? Düşük faiz veriyor diye ya da terfi etmek için sendika üyeliğini kabul eden birinin düzeyinden bahsedilip bahsedilemeyeceğini mi? Değersiz biriyle muhatap olmak zorunda kalmanın bizden neler götürebileceğini mi? Çevremizdekilerin en önemli sohbet konuları kendileri ve aileleriyken daha geniş bir aile olarak düşünülebilecek toplumda olup bitenlere kulakları tıkamanın nasıl açıklanacağını mı? Toplumda insanın havsalasını zorlayan, mesela suçlu sıfatının sonucunda hapse konmuş birinin gene toplumda herkesin sözcülüğünü üstlenen bir konuma aynı anda gelebilmesi, yüz binlerce insanın kendilerine vekil seçtiği kişilerin elinden bu haklarının bir çırpıda alınması, sınavların şaibelerle çalkalanması gibi onca şey olup biterken hepsinin bir tesadüf ya da bir düş olduğunu mu? Evet ne görüyoruz? Madalyonun kaç yüzü var? Biz birini görürken başkaları nereye bakıyor? Yoksa kör mü oldular, “Körlük”teki gibi? Gerçekleri gören kaç kişi kaldı? Giderek azalacak mı görenler? Görmeyenlere gösterebilecek mi? Onlar görmek isteyecek mi? Yoksa körlük sihirli bir dokunuşla bir anda sona mı erecek? Gördükleri karşısında kim ne kadar şaşkına düşebilecek? Ya da ya da…
İşte içinde yaşadığımız düzen (sizlik) ve akıldışılık tüm bunlar ve daha fazlası değil mi? Ve tüm bunlar yeterince yorucu ve aklı iğdiş edici değil de nedir?
Aynur Özcan





